Scroll Top
ChatGPT Image 28 Mar 2026 01_30_46
  1. TUTUKLAMA KORUMA TEDBİRİNİN KISACA AÇIKLANMASI

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 100.maddesinde “Tutuklama Nedenleri” başlığı altında şahıslar hakkında tutuklama tedbirine hangi hallerde yargılama makamınca başvurulabileceği düzenlenmiştir. Tutuklama bir tedbirdir ve şahısların özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğurduğundan, kanunda ancak belirli sebeplerin varlığı halinde başvurulabileceği düzenlenmiştir.

CMK’nın 100.maddesinin 1.fıkrasında incelendiğinde, iki kavram karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan birincisi “kuvvetli suç şüphesi” ikincisi ise “ölçülülük ilkesi” dir. Dolayısı ile tutuklama koruma tedbirine başvurulabilmesi için bu iki kavramın bulunması gerekmektedir. Mevcut dosyada suçun kişi tarafından işlendiğine yönelik suç şüphesinin şüphe seviyesi kuvvetli olmalı ve şahıs hakkında adli kontrol gibi diğer koruma tedbirlerine başvurulmasının ölçüsüz kalacağına kanaat getirilmiş olmalıdır. Kanun maddesinde ayrıca atılı suçun yargılama sonunda şahıs tarafından işlendiği sübut bulacağı anlaşılsa dahi verilecek olan cezanın tutuklama tedbiri ile ölçülü olması aranmaktadır. Örneğin kişi hakkında basit hırsızlık suçundan soruşturma başlatıldı ve mağdurun uğramış olduğu zarar soruşturma aşamasında giderildi. Bu durumda mağdurun şikâyeti devam etse dahi basit hırsızlık suçundan verilecek olan ceza hakkında, TCK’nın 168.maddesinde düzenlenen “Etkin Pişmanlık” maddesi uygulanacak ve ceza miktarında indirim yapılacaktır. Dolayısı ile sonuç cezanın seçenek yaptırımlardan birine çevrilme veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi müesseselerin uygulanabilme ihtimalleri mevcut olacağından; kişi hakkında tutuklama koruma tedbiri uygulanırsa bu tedbir ölçülü olmayacaktır.

CMK’nın 100.maddesinin 2.fıkrasında ise hangi hallerin tutuklama nedeni olarak değerlendirilebileceği sayılmıştır:

  1. Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların varlığı,
  2. Şüpheli veya sanığın davranışları;
  3. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
  4. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususları kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

Yukarıda yer verilen CMK.m.100/2-a’da bahsedilen hususları somutlaştırmak gerekir ise örneğin sanık veya şüphelinin yurt dışına çıkmak için uçak bileti almış olması, banka hesaplarından miktarca fazla para çekmiş olması gibi durumlar örnek gösterilebilir. Bu gibi durumlarda, diğer deliller de değerlendirilmek suretiyle, şüpheli veya sanığın kaçmaya hazırlandığı kabul edilebilir. Sanık veya şüphelinin kaçması ise soruşturma veya kovuşturma safhalarının sağlıklı yürütülmesini engelleyeceğinden, hakkında tutuklama tedbiri uygulanmasının ölçülü olacağı kabul edilmektedir. CMK.m.100/2-b’de bahsedilen husus ise şüpheli veya sanık hakkında henüz delillerin tam olarak toplanmamış olması nedeniyle delillerin güvenliğini sağlamaktır. Kanun maddesi yeterince açık olduğundan başkaca açıklama yapmaya lüzum görülmemiştir.

CMK’nın 100.maddesinin 3.fıkrasında ise bazı suç tipleri tahdidi olarak sayılmış ve bu suçların işlendiği yönünde somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesinin mevcut olması halinde tutuklama tedbirine başvurulabileceği düzenlenmiştir. Her ne kadar kanun maddesi sayılan suçlardan birinin işlendiği yönünde somut delile dayalı kuvvetli şüphe sebebinin varlığını aramış ise de maalesef uygulamada bu hususa çoğu zaman riayet edilmediği görülmektedir.

 

  1. TUTUKLAMA TEDBİRİNİN UYGULANDIĞI HALLERDE ŞÜPHELİ VEYA SANIĞIN TAHLİYESİNİN TALEP EDİLMESİ
  • TUTUKLAMA KARARININ GEREKÇELİ OLMASI ZORUNLULUĞU

Tutuklama kararının hangi hallerde verilebileceği CMK’nın 101.maddesinde “Tutuklama Kararı” başlığı altında düzenlenmiştir. Soruşturma aşamasında C.savcısının şüphelinin tutuklanması yönünde talebinin bulunması zorunludur. Soruşturma evresinde savcılık makamının şüphelinin tutuklanmasını istemediği hallerde, sulh ceza hakimliğince tutuklama kararı verilmesi mümkün değildir. Ancak kovuşturma aşamasında C.savcısının tutuklama talebinde bulunmamış olması halinde dahi hâkim veya mahkemece re’sen tutuklama karar verilebilir. 101.maddenin 2.fıkrasında tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

  1. Kuvvetli suç şüphesini,
  2. Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
  3. Adli kontrol uygulanmasının yetersiz kalacağını, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Şeklinde kararda bulunması zorunlu olan hususlar sayılmıştır. Dolayısı ile tutuklama kararlarının kanun maddesinde belirtilen hususları içermesi zorunludur. Aksi halde tutuklama kararının gerekçesiz olarak verildiği kabul edilir. Anayasa Mahkemesi tarafından tutuklama kararının gerekçesiz olması halinde kişinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde birçok kararı mevcuttur.

  • ŞÜPHELİ VEYA SANIĞIN TAHLİYESİNİN TALEP EDİLMESİ

Şüpheli veya sanık müdafisi olarak mevcut dosyada tutuklama tedbirine dayanak gösterilen somut deliller dikkatlice incelenmelidir. Zira dosyada mevcut olan deliller her zaman şüpheli veya sanığın aleyhine olmayıp, lehine de olabilir. Burada önemli olan avukatlık mesleğini hakkı ile icra etmektir. Elbette ki C.savcısının görevi lehe ve aleyhe olan delilleri toplamaktadır ancak uygulamada çoğu zaman sadece aleyhe delillerin toplandığı görülmektedir. Katalog suçlarda tutuklama nedeninin “varsayılabileceği” mutlak değildir. Gizli tanık beyanları, HTS kayıtları veya MASAK raporları gibi deliller tek başına yeterli değildir. bu deliller uzman mütalaalarıyla; HTS detay analizi, dijital materyal imaj incelemesi gibi ek deliller ile desteklenmelidir.

İlk önce yapılması gereken şüpheli veya sanık hakkında hangi suç nedeni ile tutuklama kararı verildiğinin tespitidir. Suç tipine göre savcılıktan toplanması istenen delillerin neler olduğu tespit edilecektir. Eğer delillerin eksik olarak topladığını savunma makamı olarak tespit ettiyseniz; savcılık makamına toplanması istenen deliller gerekçeli olarak dilekçe ile bildirilecektir. Örneğin kasten adam öldürme suçunu nedeni ile yürütülen soruşturmada; hakkında tutuklama kararı verilen şüphelinin olay yerinde ve saatinde orada olmadığını iddia ediyorsanız bu hususun somutlaşması için kullandığı GSM hattının baz verilerinin BTK’dan istenilmesi talep edilecektir.

Dosyada tüm deliller eksiksiz olarak toplanmış ise delillerin nelerden ibaret olduğu, hangi delillerin şüpheli veya sanığın lehine, hangi delillerin şüpheli veya sanığın aleyhine olduğu tespit edilecektir. Bu tespitin yapılması savunma açısından son derece elzemdir. Bu nedenle avukat olarak bizlerin dosyanın tamamına vakıf olması, en ince detayına kadar incelenmiş olması gerekmektedir. Örneğin kasten yaralamaya ilişkin yürütülen soruşturma dosyasında olay yerinden ele geçirilen silah, mermi ve kovanların balistik incelemesinin yapılması için ilgili kuruma gönderilmesi gerekir. Yine bu nitelikte bir olayda olayın şüphelilerinden el svabı alınmalı ve incelenmek üzere ilgili kuruma gönderilmelidir. Kurum tarafından ilgili raporların gönderilmesi neticesinde sizin müvekkiliniz aleyhine bir bulguya rastlanılmamışsa tahliyesini talep etmeniz halinde salıverilmesi kuvvetle muhtemeldir. İşte bu gibi somut veriler yorumlanarak ya da lehe olan deliller tespit edilerek şüpheli veya sanığın tahliyesi istendiğinde, kabul edilmesi kuvvetle muhtemeldir.

Soruşturma veya kovuşturma dosyasında mevcut olan deliller hatalı da değerlendirilmiş olabilir. Örneğin nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları nedeni ile yürütülen soruşturmada kolluk görevlilerince kamera izleme tutanağı şu şekilde düzenlenmiştir: “…’nın araca bindirilerek sokak içerisinde ilerlediği izlenmiştir.”. Ancak aynı kamera görüntüleri izlendiğinde tutanakta yazıldığı gibi şahsın araca bindirilmediği, kendiliğinden araca bindiği, herhangi bir zorlamanın bulunmadığı görülmektedir. Bu gibi durumlarda görüntü kayıtları hakkında kriminal inceleme uzmanından mütalaa alınması oldukça önemlidir ve dosyanın seyrini değiştirecek niteliktedir. Zira mağdur da araca zorla bindirildiğini beyan ettiğinden şüpheliler tutuklanmıştır. Mağdurun soyut beyanı, somut delilin lehe yorumlanması ile itibarsız hale gelmiştir. Dolayısıyla atılı suçun işlendiğine ilişkin somut delile dayalı kuvvetli suç şüphesi; dosyaya sunulan uzman mütalaası ile son bulmuş ve tutuklama koruma tedbirinin devamı için gerekli olan koşulun varlığı ortadan kalkmıştır.

  1. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME: TUTUKLAMA SÜRECİNDE ETKİN SAVUNMANIN ÖNEMİ

Tutuklama, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkında yapılan en ağır müdahaledir ve ceza muhakemesinde istisnai bir tedbirdir. Yukarıda detaylıca açıkladığımız üzere, CMK m.100 ve m.101 gereği tutuklama kararlarının “kuvvetli suç şüphesi”, “kaçma/delil karartma tehlikesi” ve “ölçülülük” ilkeleri çerçevesinde somut olgularla gerekçelendirilmesi zorunludur. anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında da açıkça vurgulandığı üzere; mahkemelerin “suçun vasıf ve mahiyeti”, “katalog suçlardan olması” veya “beklenen ceza miktarı” gibi matbu ve basmakalıp gerekçelerle verdikleri tutuklama kararları, adil yargılanma hakkının açık bir ihlalidir.

 

Şüpheli veya sanık hakkında tutuklama tedbiri uygulanan dosyada; HTS kayıtları, gizli tanık beyanları, kamera kayıtları tek başına yeterli delil değildir. Bu delillerin savunma makamınca çürütülmesi ve lehe yorumlanmasının sağlanması oldukça önemlidir.

Son olarak unutulmamalıdır ki; hukuka aykırı olarak tutuklanan, tutukluluk süresi makul süreyi aşan veya yargılama neticesinde beraat eden kişilerin, yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi adına CMK.m.141 kapsamında Devletten maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı bulunmaktadır.