I. KASTEN YARALAMA SUÇUNDA ADLİ RAPORUN NİTELİĞİ, YETERLİLİĞİ VE HÜKME ETKİSİ
Kasten yaralama suçunda mağdurda meydana gelen yaralamaya ilişkin öncelikle hastaneden “geçici durum bildirir rapor” alınır. Bu rapordan sonra “kesin rapor” alınması zorunludur. Kesin nitelikte olan bu adli raporun ise TCK’nın 86 ve 87.maddelerindeki ölçütleri tam olarak karşılaması gerekir ki sanığın hukuki durumu; duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta ve denetime elverişli olarak belirlenebilsin.
Adli raporda bulunması gereken zorunlu unsurlar:
– Basit tıbbi müdahale değerlendirmesi
– Kemik kırığı ve derecesi
– Yüzde sabit iz ve organ işlevi
– Hayati tehlike ve diğer durumlar
A) Kemik kırığı ve derecesi
Yaralamanın kemik kırığına neden olup olmadığı ve eğer kırık varsa bunun “hayat fonksiyonlarına etkisinin derecesi” (hafif 1 ile ağır 6 arasında) raporda yer almalıdır. Kırığın varlığının belirlenmesi tek başına yeterli olmayıp, etki derecesinin belirtilmesi cezanın belirlenmesi için oldukça önemlidir. Bu nedenle kemik kırığının belirtilmediği adli raporlar hüküm kurmaya elverişli kabul edilmemektedir.
B) Yüzde sabit iz ve organ işlevi
Yaralamanın yüzde sabit ize neden olup olmadığı veya organların birinin işlevinin sürekli yitirilmesine/zayıflamasına yol açıp açmadığı belirtilmelidir. Özellikle yüzde sabit iz tespiti için olay tarihinden itibaren en az altı ay geçmeli ve bu süre sonucunda değerlendirme yapılmalıdır.
C) Hayati tehlike ve diğer durumlar
Yaralamanın mağdurun yaşamını tehlikeye sokup sokmadığı, iyileşme olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girip girmediği tespit edilmelidir.
ADLİ RAPORUN TEMİNİ VE KURUMLAR ARASI İLİŞKİ
Kesin rapor alınırken, mağdura ait tüm tedavi evrakları, geçici raporlar, filmler, grafiler ve hasta müşahede kağıtlarının eksiksiz olarak ilgili kuruma (Adli Tıp Kurumu, Devlet Hastaneleri…) gönderilmesi şarttır. Devlet hastaneleri veya tıp fakültelerince düzenlenen adli raporlar; TCK’nın 86 ve 87. maddelerinde yer alan kriterleri tam olarak karşılaması ve denetime elverişli olması hâlinde hükme esas alınabilir. Bu durumda, ayrıca Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınması zorunlu değildir. Ancak hastane raporlarının yetersiz, çelişkili veya tek hekim raporu niteliğinde olması hâlinde, dosyanın Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairelerine gönderilmesi zorunludur.
Raporlarda “KBB uzmanı görmeli”, “Beyin cerrahı görmeli” gibi konsültasyon önerileri varsa, bu uzman görüşleri alınmadan hüküm kurulamaz.
Dosya kapsamında birden fazla rapor bulunması ve bu raporlar arasında çelişki olması (örneğin bir raporda hayati tehlike var, diğerinde yok denilmesi) durumunda, çelişkinin giderilmesi için ATK’dan üst kurul raporu alınması gerekmektedir. Aynı raporun kendi içinde çelişkili olması (konsültasyonda BTM ile giderilebilir denirken sonuçta giderilemez denmesi) da bozma nedenidir.
Yukarıda kısaca açıklandığı üzere; kasten yaralama suçunda adli raporlar, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı ve ceza miktarının belirlenmesi açısından kurucu bir role sahiptir. Raporların; Adli Tıp rehberine uygun, BTM sınırını net çizen, kemik kırığı veya hayati tehlike gibi ağırlaştırıcı nedenleri tıbbi verilerle (radyoloji, gözlem) destekleyen ve hukuki nitelemeye girmeden tıbbi gerçeği yansıtan nitelikte olması gerekmektedir. Çelişkili, yetersiz veya zamanından önce (özellikle yüzde sabit iz için altı aydan önce) alınan raporlara dayalı hükümler hukuka aykırıdır.
II. CMK 308/A BAŞVURUSU İLE BOZULMASINA KARAR VERİLEN HÜKMÜN İNCELENMESİ
Sanık hakkında katılana karşı “yüzde sabit ize” neden olacak şekilde yaralama suçundan TCK’nın 86/3-c-e, 87/1-c, 87/1-son ve 62.maddeleri uyarınca neticeten 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. İlk derece mahkemesince kurulan hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş ve istinaf başvurusu esastan reddedilerek hüküm kesinleşmiştir. Hüküm hukuka aykırı olduğundan BAM C.Başsavcılığından CMK.m.308/A uyarınca İtiraz Yasa yoluna başvurulması talep edilmiş ve talep kabul edilerek mahkûmiyet hükmünün BOZULMASINA karar verilmiştir. Hukuka aykırı olduğu kabul edilen hüküm şu şekildedir;
Katılanda meydana gelen yaralama hakkında … Hastanesi tarafından 26/02/2018 tarihinde düzenlenen raporda; alın sol yanda kaşa doğru 7-8 cm çapında dermabrazyon içerisinde biri 3 cm diğeri 2 cm kesi, burnunda hassasiyet, ödem ve deformite, burun üzerinde 2-3 cm lik dermabrazyon tespit edilmiştir.
İlk derece mahkemesinde 18/04/2018 tarihinde Karşıyaka Adli Tıp Müdürlüğü’ne müzekkere yazılarak “yaralamanın katılanın yüzünde sabit ize neden olup olmadığının tespit edilmesi” istenmiştir. Karşıyaka Adli Tıp Müdürlüğü tarafından katılanın muayene edilmesi neticesinde “tespit edilen tamir dokuların yüzde sabit iz niteliğinde OLDUĞU sonucuna varıldığı” şeklinde 18/04/2018 tarihli rapor düzenlenmiştir.
Yüzde sabit ize neden olan kasten yaralama fiili açısından alınması gereken raporlarla ilgili adli tıp uygulamalarına değinmekte yarar bulunmaktadır. Oluşan yara az ya da çok iz bırakır, ancak her iz yüzde sabit iz niteliğinde değerlendirilmez. Yaralanma esnasında, yüz sınırları içerisinde oluşan yaranın iyileştikten sonra bıraktığı iz, gün ışığında veya iyi aydınlatılmış bir ortamda, insanlar arası sözel diyalog mesafesinden (1-2 metre) ilk bakışta belirgin bir şekilde fark edilebilir durumda ise yüzde sabit izden bahsedilir. İzin, sabit iz olup olmadığının değerlendirilmesi açısından iyileşme sürecinin tamamlanmış olması gerekir. Bu nedenle, adli tıp uygulamalarında, bu konudaki değerlendirme yaralanmadan en az altı ay sonra yapılmaktadır. Hekim gerek görürse bu süre uzayabilir. (Türk Ceza Kanununda Tanımlanan Yaralama Suçlarının Adli Tıp Açısından Değerlendirilmesi, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı-Adli Tıp Uzmanları Derneği-Adli Tıp Derneği, Haziran 2005, Sayfa 5)
Dosyada mübrez raporlara göre katılanın yüzünde meydana gelen yaralama hakkında ilk rapor … Hastanesi tarafından 26/02/2018 tarihinde düzenlenmiş, Karşıyaka Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen adli rapor ise 18/04/2018 tarihinde düzenlenmiştir. DOLAYISI İLE OLAY TARİHİ İLE ADLİ TIP RAPORU ARASINDA YAKLAŞIK 1,5 AYLIK SÜRE MEVCUTTUR. Ancak yerleşik yargıtay içtihatlarında da kabul edildiği üzere yaralamanın yüzde sabit ize neden olup olmadığının tespiti açısından Adli Tıp Kurumundan alınan raporun; olay tarihinden en az 6 ay sonra alınması gerekmektedir. Bu nedenle, hüküm kurmaya elverişli olmayan adli raporun hükme esas alınması hukuka aykırılık teşkil etmiş olup, söz konusu aykırılık nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
BOZMA KARARININ GEREKÇESİ ŞU ŞEKİLDEDİR:
Nitelikli kasten yaralama suçlarında verilen mahkûmiyet kararları, çoğu zaman adli raporların içeriği ve düzenlenme zamanı esas alınarak verilmektedir. Ancak her adli rapor, tek başına hüküm kurmaya elverişli değildir. Özellikle yüzde sabit iz gibi cezayı ağırlaştıran durumların varlığının kabulü için, Adli Tıp Kurumu’ndan olay tarihinden en az altı ay sonra alınmış, kesin ve denetime elverişli bir rapor bulunması gerekmektedir.
Uygulamada sıkça görüldüğü üzere, bu süre dolmadan alınan veya çelişkiler içeren adli raporlara dayanılarak verilen mahkûmiyet hükümleri hukuka aykırı olabilmektedir. İnceleme konusu olayda da, yeterli süre geçmeden düzenlenen ve kesinlik taşımayan adli rapor esas alınarak mahkûmiyet kararı verilmiş; bu durum CMK 308/A kapsamında yapılan itiraz sonucunda giderilerek hüküm bozulmuştur.
Bu örnek, kesinleşmiş görünen mahkûmiyet kararlarının dahi her zaman doğru ve değiştirilemez olmadığını göstermektedir. Özellikle nitelikli kasten yaralama suçlarında, adli raporların niteliği, alınma zamanı ve içeriği dikkatle incelenmeli; açık hukuka aykırılık bulunması hâlinde CMK 308/A yolu mutlaka değerlendirilmelidir.

